14 Eylül 2021 Salı

Lise Matematik Özel Ders

Matematik, Fizik Özel Dersi

ÖSS Türkiye 37.si, Öz-De-Bir Türkiye 29.su, ALES Türkiye 11.si; referanslı, deneyimli, Boğaziçi Üniversitesi mezunu endüstri mühendisinden online özel ders:

* Matematik,
* Geometri,
* Fizik

özel ve grup dersleri. 2021-2022 öğretim yılı boyunca dersler hem yüz yüze hem de online olarak sürdürülecektir. Lise öğrencileri için 9. sınıf, 10. sınıf, 11. sınıf ve 12. sınıf okula takviye matematik ve fizik özel dersi. Ayrıca TYT ve AYT hazırlık özel dersleri için arayın, en uygun programı birlikte belirleyelim. 

Bora: 0532.621.48.46

----------

Yüz yüze ders verilen bölgeler

İstanbul Avrupa Yakası
Şişli: Nişantaşı, Mecidiyeköy, Osmanbey, Fulya, Esentepe, Maslak
Beşiktaş: Levent, Etiler, Ulus, Ortaköy, Bebek, Gayrettepe, Zincirlikuyu, Balmumcu, Dikilitaş
Beyoğlu: Taksim, Cihangir, Gümüşsuyu
Sarıyer: İstinye, Emirgan, Yeniköy, Tarabya, Baltalimanı

İstanbul Anadolu Yakası
Çekmeköy: Taşdelen, Çamlık, Madenler, Alemdağ, Kirazlıdere, Nişantepe
Kadıköy: Acıbadem, Bostancı, Caddebostan, Koşuyolu, Göztepe, Kozyatağı, Fikirtepe, Suadiye
Beykoz: Beykoz Konakları, Göksu Evleri, Hisar Evleri ve çevre bölgeler
Ataşehir: ve çevre bölgeler

Online Özel Ders
Online özel ders için dünyanın her yerinden ulaşabilirsiniz.

Özel Dersin Evrimi

Bundan tam 23 yıl önce, 1998 yılının Eylül ayında ilk özel dersimi vermiştim. Bugüne kadar özel derslerde 500'ün üzerinde öğrenciyle çalıştım. İstanbul'da girip çıkmadığım pek ev kalmamıştır :) Büyük bir keyifle geçen bu süre boyunca özel ders dünyasında da büyük değişimler olduğunu söyleyebilirim. Örneğin ilk özel dersimi Etiler'in meşhur Nispetiye Caddesi'ndeki elektrik direklerine ilan asarak bulmuştum. O zaman internet çok yeni olduğu gibi, bir çok evde bilgisayar bile yoktu. Cep telefonundan internete girebilmekse uzak bir hayal gibiydi.

Bu yazıda özel dersin nasıl evrildiğinden ve zaman içinde nelerin değiştiğinden bahsedeceğim. Özel ders bulmak için en çok kullandığımız yöntemler, direklere ilan asmak, posta kutularına basılı ilanlar bırakmak ve arabaların sileceklerine ya da kapı kollarına el ilanları sıkıştırmaktı. Tabii bir de bütçe ayırırsanız gazetelerin ilan sayfalarına kelime başı ücretle ilanlar vermekti. Sanırım en çok öğrenciyi de bu gazete ilanlarından bulmuşumdur. Bugün hâlâ basılı gazete ilanları var mı emin değilim. 

İlk öğrenciyi bulduktan sonrası hep çorap söküğü gibi gelir. Çünkü işinizi iyi yaparsanız mutlaka öğrenciniz sizin adınıza referans olur; memnuniyetini arkadaşlarıyla paylaşır. Bu da hızla yeni öğrencilere ulaşmanızı sağlar. İşte bu referans olayı, 23 yıldır hiç değişmedi ve gelecekte de değişeceğini sanmıyorum.

O dönemde bir arkadaşımın ders verdiği öğrencisinin veli toplantılarına katılarak, diğer velilere ulaşmaya çalıştığını hatırlıyorum. Muhtemelen onu görenler "Ne kadar da ilgili bir özel ders hocası, öğrencisinin veli toplantısına kadar takip ediyor." diye düşünmüşlerdir :) Neyse ki bugün internet sayesinde öğrencilere erişmek çok daha kolay. 

Elbette ki özel dersin evrimi öğrenci bulmayla sınırlı değil. Dersin işleniş biçimi ve ders dışı zamanlardaki takip sisteminde de büyük değişimler oldu. Örneğin gelişmiş hesap makineleri birçok öğrenci için olmazsa olmaz hâle geldi. Özellikle uluslararası okullarda ya da IB müfredatında okuyan öğrenciler için TI hesap makineleri şart oldu. Özel ders hocası olarak da farklı versiyonları bulunan bu hesap makinelerini iyi şekilde kullanabilme gerekliliği doğdu. Bunun için YouTube'dan birçok video izlemek zorunda kaldığımı da söylemeliyim. 

Özel dersin evrimiyle ilgili bir diğer araç-gereç konusu da kalemler. Eskiden kalem taşımayı bir zorunluluk olarak görmüyordum. Gerektiğinde öğrencimin yedek kalemini kullanabiliyordum. Hatta bazen ortaklaşa kullanıyorduk. Ama son yıllarda derslere sürekli kendi kalemimle gitmeye başladım. Çünkü hijyen hassasiyeti ciddi anlamda arttı. Hele ki pandemiden sonra ayrı kalem kullanmak bir seçenek değil, zorunluluk hâline geldi.

Eğitim sisteminin özellikle özel okullarda ezbercilikten uzaklaştırılmaya çalışılması sonucunda değişen bir konu da pek çok okulda formül kağıtlarının serbest bırakılmaya başlaması oldu. Gerek hesap makinesinin yaygınlaşması, gerekse de formül ezberleyiciliğinin azalması da öğrenciler hakkında fikir edinme şeklimi değiştirdi. Artık kafadan hızlı işlem yapmak ya da Sin2x açılımını ezberden bilmek öğrencinin matematik ilgisini ve seviyesini anlamak için doğru göstergeler olmaktan tamamen çıktı.

İnternet devrimi


Internetin gelişmesi ve akıllı telefonların ortaya çıkışıyla birlikte tabii ki özel derslerde de büyük değişimler oldu. Bunlardan ilki iletişimde yaşandı. Artık cep telefonu olmayan bir lise öğrencisi yok. Hatta ortaokul öğrencisi de kalmadı diyebiliriz. Herkes Whatsapp kullandığına göre iletişim kanalı da Whatsapp oldu. Öğrencilerle bu kanal üzerinden hızlı ve etkili bir iletişim kurmak mümkün. Eskiden öğrencileri ev telefonlarından arayıp bilgi almaya çalıştığımı hatırlarım. Ama bunun ötesinde öğrencilerin sorularını resim olarak çekip Whatsapp'tan anında gönderebilmesi ve takıldığı sorunun cevabını özel ders hocasından öğrenebilmesi de çok büyük bir kolaylık. Önceden öğrenci bir sonraki dersi beklemek zorunda kalıyordu. Halbuki bir soru üzerinde takıldığınızda cevabı hemen öğrenmeniz gerekir. Yoksa, bu bilgiyi zihnimizde oturtmak oldukça güçtür. Zihni hiç bulandırmadan netleştirmemiz gerekiyor.

Teknolojik gelişmelerin sonucunda dersin işleyiş biçimi de çeşitlenmeye başladı. Yaklaşık 7-8 senedir yüz yüze derslerin dışında online dersler de yapıyorum. Ama pandemi döneminde bu alanda çok büyük bir artış yaşandığını da söyleyebiliriz. Uzaktan derslerin verimliliğini artırmak adına daha çok teknolojiden yararlanma gereksinimi doğdu. Artık yeni nesil iPad'ler kullanmak, iPad kalemleriyle etkili bir anlatım yapmak gerekiyor. Özel ders hocası olarak teknolojiye hakim olmak gerekiyor. Zoom, Skype gibi programları etkin şekilde kullanabilmek gerekiyor. Bu devrimsel dönüşüm, bana da dünyanın birçok ülkesindeki öğrencilere ulaşma fırsatı sağladı.

Son olarak ders kitaplarının yerini büyük ölçüde online materyallerin aldığını söyleyebilirim. Bunu da 3 bölümde değerlendirebiliriz. Birincisi online derslerde ekran paylaşımı olarak kullandığım elektronik kitaplar ve diğer online materyaller. İkincisi iPad'de yazarak/çizerek anlattığım konunun notlarını hemen dersin sonunda görsel olarak Whatsapp üzerinden paylaşmak. Üçüncüsü de öğrencinin ders saati dışında takıldığı bir konuyla ilgili ilave soru, görsel paylaşmak. Örneğin öğrenci trigonometriyi yapamıyorum dediğinde "X yayınlarının şu kitabını alabilirsin." ya da "Sonraki derste yanımda yaprak test getirebilirim." derken şimdi anında dosya paylaşımı yapabilmek mümkün hâle geldi. Bu nedenle ders ve konulara göre düzenlenmiş elimde oldukça fazla online materyal bulunuyor.

Özetle, eskinin iş yapış biçimiyle özel ders vermek artık mümkün değil. Z kuşağı bizden hız bekliyor, teknolojiden anlamamızı bekliyor, onlara uyum sağlamamızı bekliyor. 

13 Eylül 2021 Pazartesi

Tarihin En Zor Sınavı

Hiç değişmeyen bir klişe: Her yıl sınavdan çıkan birçok öğrenci soruların çok zor olduğunu, geçmiş senelere hiç benzemediğini, bu yılki sınavın tarihin en zor sınavı olduğunu söylüyor. Sosyal medyada binlerce paylaşım yapılıyor. Anne babalar bu söyleme inandırılıyor. Bu söylemin yarattığı 2 durum var. 

Birincisi "Sınavı kazanamadım. Çünkü sorular çok zordu." diyenler. Halbuki sınavı kazanıp, kazanamamanın soruların zorluğuyla ilişkisi yoktur. YKS bir sıralama sınavıdır. Soruların zorluğu da herkes için geçerli olduğuna göre, bu nedenle sınavı kazanamamak diye bir şey mümkün değildir. Bu ancak, sınırlı sayıda öğrenci için barajı geçip geçmemeyle ilgili bir durum olabilir ki, zaten bu yıl alınan kararla adeta baraj diye bir şey de kalmadı. 

İkincisi ise daha anlaşılır bir durum. Mantıklı bir sebep sonuç ilişkisi. Eğer sınav zorsa, testlerin ortalama netleri daha düşük olacaktır. Netler düşükse, geçen yıla göre aynı bölümlere girmek için daha az soru yapmak yeterli olabilir. İşte bu haklı düşünce birçok veliyi de ümitlendiriyor. Ama bu yorum bir şarta bağlı: "Eğer sınav zorsa ..." Halbuki sınav her sene olduğu gibi bu yıl da ekstra zor değildi. Kim mi söylüyor? Sayılar. İşte son 2 yılın test ortalamaları.


Sayılardan da görüldüğü gibi 2021 yılında sayısal öğrenciler için Matematik hariç tüm testlerde ortalama netler yükselmiş. (Sözel testler için de durum çok benzer. AYT'deki 7 sözel bölüm içerisinde sadece Tarih-2'de ortalama net azalmış, diğerlerinde açık şekilde artmış.) Matematikteki düşüşe baktığımızda da 40 soruluk TYT'De fark yarım netin altında (0,44). AYT'de ise bu fark 2,28. O zaman 2019 sonuçlarına bakalım: 2019'da AYT Matematik ortalaması 4,78. Evet, yanlış okumadınız. Tarihin en zor sınavı denilen 2021'den daha düşük.

Ben başarı için en önemli şeylerden birisinin gerçekçi yaklaşım olduğuna inanırım. İyimserlik güzeldir ama sayısal verilerle açık şekilde görülebilen gerçeklerin ötesine geçtiğinde hayal kırıklığı yaratır. Zorluk, elbette ki göreceli bir kavramdır. Ama 2021 TYT ve AYT söylenildiği gibi zor değildi. Yapılabilir bir sınavdı. Hedefi yüksek öğrencilerin yapması gereken bir sınavdı. Ve son söz: "2022'de de sınav tarihin en zor sınavı olmayacak."





Çocuğum Ders Çalışmıyor. Ne Yapabilirim?

Aslında bu yazıyı uzun süredir yazmayı planlıyordum. Ama geçtiğimiz günlerde gelen bir e-posta beni harekete geçirdi. Bir anne, ilkokula giden kızının okul genelinde yapılan 10 deneme sınavından sadece 3'ünde okul 1.si olabildiğini ve bu başarısızlığı (!!) karşısında ister istemez çocuklarına kızarak tepki verdiğini yazmıştı. Gelen e-postayı tekrar tekrar okudum ve bir yanlışlık olduğunu düşündüm. Teyit amaçlı yazdığımda hayretler içinde öğrendim ki anne, gerçekten çocuğunun başarısız olduğuna inanmış.

Tabii ki her anne baba, çocuklarının çok başarılı olmasını ister. Hatta daha açık söyleyelim, en başarılı olmasını ister. Ancak, şunu unutmayalım ki mutsuz çocuk başarılı olamaz. Ben bir pedagog değilim. Bu konuda yazacaklarım, eğitmen gözüyle gözlemlerimin sonucudur.

Anne babaların öncelikle çocuklarına huzurlu bir ortam yaratması gerekir. Özellikle belli bir yaşa gelmiş, birey olduğunu daha fazla hisseden bir çocuğa sürekli "Çalış" demek bir işe yaramayacaktır. "Benim için değil, kendin için çalışacaksın" gibi klişe sözlerin de bir faydası olmayacaktır.

Yapılması gereken en önemli şey çocuğa sorumluluk vermektir. Eğer çocuğumuz ısrarla sorumluluk almaktan kaçınıyorsa, yaklaşımımızı değiştirmemiz gerekir. Einstein'ın da söylediği gibi aynı şeyleri deneyerek farklı sonuçlar elde etmeyi bekleyemeyiz. Sorumluluğu vermeden önce çocuğumuzun kendisini önemli hissetmesini sağlamak ve ona değer verdiğimizi göstermemiz gerekir. Söylemek de yetmez, hissettirmek gerekir. Ancak, bu durumda çocuğumuz, ona vereceğimiz mesajı almaya açık olacaktır. Bu ortam sağlandığında çocuğumuzun sorumluluk alması da daha kolay olur.

Ders çalışmaktan kaçınan çocukları motive etmenin bir diğer etkin yöntemi de çocuğumuzun bir adım sonrasını hayal etmesini sağlamaktır. Yani başarı ya da başarısızlık durumunda karşılaşılabileceği senaryoları hissettirmek gerekir. Burada ödül ve cezalardan bahsedilebilir elbette ki ama ceza, çocuğu sahip olduğu bir şeyden mahrum etme şeklinde olmamalıdır. Olası bir ödülden mahrum bırakma şeklinde olabilir. Ancak, ödülün cezadan çok daha etkili olduğunu söyleyebilirim. Başarının takdir edileceğini bilmek motive edicidir. Burada da bir sınır olmalı. Ödülün fazlası çocuğumuzu bir yerden sonra ödül olmadan aksiyon almamaya iter. Bu yüzden ölçülü kalabilmek son derece önemlidir. 

Ders çalışmayan çocuklar için ortak bir reçete olmadığını da belirtmek gerekir. Her çocuk ayrı bir birey, ayrı bir karakterdir. Her çocuk özeldir. Kimse bir çocuğu anne, babasından daha iyi tanıyamaz. Dolayısıyla çocuğun eğitim sürecine dahil olan öğretmenlerin de anne, babalarla iletişim hâlinde olması ve onlardan aldığı verileri değerlendirerek rehberlik etmesi gerekir.

Özel dersin en büyük kazanımlarından birisinin de etkin rehberlik konusu olduğuna inanıyorum. Yazar ve 2 çocuk annesi Dr. Karen Mishra, özel dersin faydalarını ilk elden deneyimlediğini söylüyor: "Bir özel ders hocasıyla çalışmak, çocuklarıma gördükleri özel ilgi sayesinde şimdiye kadar başaramadıkları konuları aslında rahatlıkla öğrenebileceklerini fark ettirdi. Çocuklarım düşük zekalı değildi. Sadece bazı şeyleri anlayabilmeleri için özel ders hocasıyla biraz zaman geçirmeye ihtiyaçları vardı. Bu ekstra zamanı ve ilgiyi görmek, bir yandan onların özgüvenini artırırken, diğer yandan da onları küçümseyebilecek arkadaşlarından ve zaman zaman beklentileri gerçekçi olmayabilecek bazı öğretmenlerinden uzak kalarak başarıyı yakalamalarını sağladı."